BİR KÖŞEYE ATILMIŞ EMEKLİ BİR DİPLOMAT OLARAK KLGAZZE KRİZİ KONUSUNDA KALEME ALDIĞIM MAKALEM. UZUN AMA OKURSANIZ İLGİNÇ GELEBİLİR.

Gazze’de insanlık trajedisinin başlangıcından beri bir yorum yapmaktan imtina ediyordum. Bundan sorumlu olmayan ve büyük çoğunluğu da demokrat zihniyette olan masum Yahudi arkadaşlıklarımı incitmekten çekiniyordum. Fakat durum o kadar kötüye evrimleşti ki herhangi bir insan için isyan etmemek artık mümkün değildir.
Kurbanlar arasında tam 1000 bebek var. Bu her 15 dakikada bir 1(bir) bebek öldürülüyor demektir. Şimdi Televizyon açıkladı Gazze’de Anglikan Kilisesine ait El Ahli Baptist Hastahanesi’ni İsrail’in bombalaması sonucunda sayısı 471 ölüden bahsediliyor.
Bu acımasız ölüm ve kara matem tablosu insani suçların tablosudur. Hiçbir şey, hatta Hamas’ın saçma sapan alçak birvaşırılıkçılıkla giriştiği ve İsraillilerin haklı olarak terörizm olarak nitelendirdikleri korkunç saldırılar bile İsrail’in işlediği katliamları ve bütün bir halkı mahkum etmeyi haklı kılmaz. Kuşkusuz Hamas’ın bu haince saldırıları en güçlü şekilde kınanmalıdır, ancak bu saldırılar insanlığa karşı suç boyutlarını kazanmamıştır. Doğru ölçüleri oturtmak ve terörist eylemlere orantı ölçüsüyle mukabele etmek gerekir.
Keza Savaş hukukunu geçerli kılmak ve bu hukuku kendi askerlerinin lehine geçersiz, “null and void” ilan etmemelidir. Kendi Bakanlarının tanımına göre avlayacakları hayvanlarla karşı karşıya oldukları ilan edilen bu askerlerin elleri “Seçilmiş Halkın” çocukları oldukları gerekçesiyle zulüm ve kıyımlara girişmekte serbest bırakılmamalıdır.
Mevcut durumun dayanılmaz bir noktaya vardığı konusunda benimle hem hemfikirsinizdir sanırım.
Üstelik İsrail elektrik, gıda ve su bağlantılarını kestiği Gazze’ye yönelik eylemlerini hava bombardımanlarına ilaveten kara operasyonlarıyla sürdüreceğini ilan ediyor. İsrail’in eylemleri bütün olarak ve görüş birliği içinde şimdiden ancak insanlığa karşı suç, hatta apaçık bir soykırım olarak olarak tanımlanabilir. Bu saldırının karada devamının ne boyutlara varacağını düşünmek ise çok zor.
Batı Dünyasına gelince, Batı bir arenanın basamaklarında gladyatörleri daha fazla ölüm için kışkırtarak heyecanlarını sergileyen seyircileri oynuyor. AB’nin Gazze’yi kana boyayan Israil’e sınırsız destek beyan etmesi çok utanç verici olmuştur. Bundan daha utanç verici olan ise ABD Başkanının İsrail’e ABD’nin tam bir desteğini ifade etmesi, keza Yahudi olmayan birisi için bile siyonist olmamak mümkün değildir şeklindeki konuşması oldu. ABD’den İsrail’e durmaksızın silah ve mühimmat sevkiyatı için köprü kurulması ise adil vicdanları sızlattı. Tam bir şaşkınlıkla karşılanan Fransa’nın ve Almanya’nın Filistinlilere destek amaçlı gösterileri yasaklamasını duymak da utanç verici olmuştur. Ya Avrupa ülkelerinde kariyerleri cezalandırılan futbolculara ve bir kitap fuarından dışlanan Filistinli yazarlara ne demeli?
Bir soykırımı ve etnik temizliği kışkırtan ve alkış tutan Batı bundan böyle İnsan Hakları Savunucusu ruhsatını ve vasfını kaybetmiştir. Bundan sonra İnsan Hakları konusu Batı için bir baskı aracı olmaktan çıkmıştır. Bu hakları ağızlarına aldıklarında ancak alay konusu olabilirler.
Gazze’nin kuzeyinde soykırımın sürdürülmesini önlemek için Dünyanın İnsan Hakları Şampiyonları halkın alelacele ve süratle Gazze bandının güneyine göç etmesini öneriyorlar. Bunun adını koyalım bombaların saldığı korkunun şekillendirdiği bir gönüllü irade sayesinde gerçekleştirilecek etnik bir temizleme öneriyorlar.
Medeni Dünya halkları empati duygularına neden kilit vurdu. Yoksa bu tür duyguları sadece Yahudi-Hristiyan (judéo-chrétien) toplumun kendi sınırları içinde tutmak için mi bir format yediler.
Soğuk bir şekilde bütün Filistin halkının bütün Gazze’den boşaltılmasını önerenlerin, yani tehlikedeki bir halkı kurtarma görünümü altında etnik bir temizliği önerenlerin paralı askeri olmak İsrail’in büyüklüğüne yaraşır mı diye kendime sormadan edemiyorum.
Güvenlik Konseyini ele alacak olursak Gazze’deki çatışmanın bütün bölgeye yayılma konusunda çok ciddi bir risk taşımasına rağmen Konsey kapkaranlık bir sessizliğe bürünmüş gibi görünmektedir.
Türkiye’ye gelince İsrail’in bütün uluslararası hukuk normları ve insanı insan yapan bütün erdemleri çiğneyen ve gayrihukuki kaba güce dayanan alçaklık ve vahşet boyutlarındaki saldırılarını, özellikle hastane bombalamasını kınarken, uluslararası topluma bu kan tablosunu durdurma çağrısında bulunuyor, bu krizin barışa dönüşümü için ümidini dile getiriyor, İslam ülkelerini öz güvenle hareket ederek Israil lehine yerleşmiş hegemonik söylevi kırmaya davet ediyor, iki devletli bir çerçevede toprak devamlılığı olan, 1967 sınırlarına sahip başkenti Kudüs olan bir Filistinin kurulmasınì öngören iki devletli çözümü tesis etmek amacıyla Müslüman ülkelerin cesaretle eyleme geçmesini savunuyor, Müslüman ülkelerinin İsrail’e karşı zorlayıcı politikalar izlemesi gerektiğini, bundan sonra barışı ertelemesinin bir maliyeti olacağını İsrail’in bilmesi gerektiğini belirtiyor, Müslüman ülkelerin Filistin Halkının güvenliğini ve refahını teminat altına almalarını ifadeyle, bir garantör ülkeler mekanizmasının kurulmasını öneriyor. Buna göre Filistin halkı adına, bölge ülkelerinden oluşan bir barış garantörleri grubunun oluşturulmasını, İsrail’in de kendi adına barış garantörü olabilecek ülkeleri seçmesini teklif ediyor.
Türkiye başta Hastane bombalanmasında olmak üzere, Filistin halkının acılarını paylaşmak amacıyla 3 günlük yas ilan etti.
Yahudilerin yarısından fazlasının hümanist ve demokrat zihniyete sahip bireyler olduklarını biliyorum. Buna karşılık “Seçilmiş Halk” ideolojisiyle hareket eden yayılmacı siyonist aşırılıkçılarının gücü karşısında Demokrat Yahudilerin ağırlığının buldozer altında kalmış gibi ezildiğini de görüyorum.
Filistin haritalarının kronolojik sıralamasına bakılırsa sıkça iktidarda olmalarına rağmen demokrat Yahudilerin eylemlerinin etkisiz kaldığını anlayacaksınız. 1947 tarihli Filistin haritası ile 2023 haritası mukayese edilecek olursa sonunda Batı Şeria’da neredeyse bir Filistin ülkesinin kalmadığı, halihazırda sadece Gazze bandının Filistin ülkesi olarak kaldığı görülecektir. Bu mukayese demokratların ağırlığının yayılmacı siyonist aşırılıkçı bir damar tarafından yok edildiğini açıkça göstermektedir.
Bu yayılmacı aşırılıkçı Siyonist damar başlangıçta İsrail Devletinin çimentosuna da akmış görünmektedir. Her şeye rağmen Demokrat Yahudilerin sonunda bu damarı siyaset dünyasında, hatta İsrail devletinin çimentosunda önemsiz kılacağına inanıyorum.
Demokrat Yahudilerin bundan sonra bu yayılmacılık senaryosunda, demokratlara hiçbir şekilde uygun düşmeyen figüran rolü oynamaya asla katlanmayacaklarına da inanıyorum. Sonunda artık demokrat Yahudilerin önüne çıkan halkları katletmeyi öngören Siyonist yayılmacılığı ve Siyonist aşırılıkçıları durdurmaya yönelik etkili yolları bulmaları gerekmektedir. Üstelik bu yayılmacılığın nerede duracağı bilinmiyor. O halde demokrat Yahudilerin artık eylemlerine etki kazandırmanın yollarını bulmalarının zamanı gelmiştir.
Sözüm ona Seçilmiş Halkın, sözüm ona vadedilmiş topraklarının sınırlarının nerede durduğunu bilmiyorum. Galiba Toros Dağları, belki de daha kuzeyi sınır oluşturuyor gibi görünüyor. Bu takdirde aile kökenimin şehri Kilis’i ve doğum yerim Gaziantep’i de kapsıyor. Tevrat tarafından sözüm ona vazolunan bu yayılma başarılı olursa Kilis ve Gaziantep halkı “Seçkin Halkın” mücahitleri ve zulümleri karşısında insan olarak değil ancak hayvan değerinde muamele görebilecekler. Aman Allah’ım! Düşünmek bile istemiyorum.
Bütün bu kabuslara ve trajedilere son vermenin yolu, demokrat Yahudilerin yayılmacı Siyonist aşırılıkçıların karşısında sadece siyasal hayatta kalıcı etkisi olan politikalar oluşturmakla kalmayıp, İsrail devletinin çimentosundaki bu aşırılıkçı ve yayılmacı damarı gözden geçirmelerinden geçmektedir, aksi takdirde insanlık suçu işleye yayılmacı siyonistlerin 1945’ten beri başarıyla yürüttükleri senaryoda figüran olarak tarihe geçeceklerdir.
Başka milletler üzerinde üstünlük hakimiyeti sağlayan iki budala inançtan yani “Seçilmiş Millet” inancından ve kendi medeniyetlerini Yahudi-Hristiyan (judeo-chrétien) kültürüne indirgemekten vazgeçen uluslardan oluşan bir Dünyayı ömrüm sonlanmadan görebilmeyi hayal ediyorum.
Peut être un graphique de carte et texte
Toutes les réactions :
Marie Claude Hainnaux, Levent Karadeniz et 59 autres personnes
77
7
J’aime
Commenter
Partager
Voir plus de commentaires

Yorumlar